Geleneksel tarzlardan uzak bir ressam: İlhami Atalay Reviewed by Momizat on . Sanat anlayışı kişiden kişiye ve bulunduğu dönemin yapısına göre farklılık gösterebilir. Bir sanatçının sanat anlayışını, fikirlerini anlayabilmek, onun eserler Sanat anlayışı kişiden kişiye ve bulunduğu dönemin yapısına göre farklılık gösterebilir. Bir sanatçının sanat anlayışını, fikirlerini anlayabilmek, onun eserler Rating: 0
You Are Here: Home » KÜLTÜR-SANAT » Geleneksel tarzlardan uzak bir ressam: İlhami Atalay

Geleneksel tarzlardan uzak bir ressam: İlhami Atalay

Geleneksel tarzlardan uzak bir ressam: İlhami Atalay

Sanat anlayışı kişiden kişiye ve bulunduğu dönemin yapısına göre farklılık gösterebilir. Bir sanatçının sanat anlayışını, fikirlerini anlayabilmek, onun eserlerini anlamak açısından gereklidir. Biz de Marmara Medya Merkezi ekibi olarak, sanatın önemli fakat yeterince değer bulamamış isimlerinden İlhami Atalay ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Kısaca bilgi verirsek; kendisi Artvin doğumlu olup, İstanbul güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdi. Ressamlıkta engellerle karşılaşınca, duvar halıcılığı alanında eğitim görmek için Avrupa’ya gitti. Duvar halıcılığı alanında kitap yazdı. Eşi de ressamdı ve çocukları ile annesi de kendisinden etkilenerek resim yapmaya başladı. Atalay, etrafındakileri sanatıyla etkileyen, onları resme yönelten bir kişi oldu. Onu ve düşünce tarzını bir de kendi ağzından dinlemek istedik.

1-Ressam olma düşüncesi hep var mıydı, yoksa üniversite tercihiyle mi oluştu?

Sonradan ressam olunmaz. Ressam olmak sonradan oluşmaz. Ressam olarak, sanatkar olarak doğulur. Sanatkar olarak doğarsınız da sanatkar olabileceğinizin farkında olamayabilirsiniz. İnsan kabiliyetine ortam bulursa geliştirebiliyor, yoksa kabiliyet körelebiliyor. Kabiliyet tohuma benzer güneşe koyarsanız kavrulur; rutubetli yerde saklarsanız çürür, bozulur. Kendine yetişebileceği bir ortam bulursa orada gelişebilir. Kabiliyeti geliştirebilmeye uygun ortam gerekiyor.

IMG_5478

2- Üniversitede resme ilişkin yöntem ve tercihlerinizin hocalarınızdan kabul görmediğini biliyoruz, bunun sebebi neydi?

Çocukluk yıllarımdan beri hocalarıma söylemişimdir. Batı kültürü modelinde bir akademi kurulmuştur. Bu akademide yunan heykellerinin gölgesinde bir eğitim sürdürüldüğünden, türk kültürünün örf adetinin tersine eğitim yürütüldüğünden, bu millet sanattan uzaklaştırılmştır. Bu millet orada yetişen sanatı da kabul etmemiştir. Orada yetişen sanatkarlar halka tepeden bakan, kibirli, halkı küçümseyen halkın kültürüne ters düşen bir tutum benimsemiştir. Halk da sanattan uzaklaşmıştır. Sanattan uzaklaşan millet kalitesiz TV dizilerine, maç seyretmeye, evlenme programlarına, kahvelere, eğlencelere yönelmiştir. TV programlarında sanata, sanatçıya yer yok. Siz bu durumda kahvelerdeki insanları sanata nasıl yönlendirebilirsiniz? Sanata nasıl değer verecek bu insanlar? Abdülhamit, akademinin kuruluşuna dair ferman verirken, bu milletin sanatkar bir millet olduğu konusunda, gelecekte de kaliteli sanatkarlardan oluşan bir neslin olabilmesi için çabalamıştır. Ama o zamanki batı hayranlığı o akademinin çalışmalarını yunan akademisi tarzına dönüştürmüştür. Yunan tarzında, insan ilahlaştırılıyordu, insan bedenine dayalı bir sanat tarzı ortaya çıkıyordu. Ama bu milletin kültüründe öyle insana tapılan bir kültür yoktu. Şamanizm’den İslam’a geçişte Allah inancına dayalı soyut bir sanat tarzı vardı ve bu sanat insan bedeninden gelişen bir sanat tarzına karşıydı. Yani Adem ile Havva’nın çıplak resimlerinden yola çıkarak yapılan sanat bu milletin kültüründe yoktu. Onlar ister ki, camiilerde içki içelim, dans edelim Allah’ın İsa’nın resimlerini yapalım. İslam düşmanları demişler ki, İslam’da resim yasak. O zaman demişler ki, biz sanatsız yaşayabiliriz. Sanatsız yaşayabiliriz diyen bir kitle var ortada. Sanatı olmayan bir millet tanınmaz. Bu millet sanat açlığını karnını doyurup TV karşısına geçmeyle gidermeye yönelmiş. Kültürsüzlüğe yönelmiş bir milleti nasıl koparıp sanata yönelteceksiniz ki. Benim sergilerimde her kesimden insana yer var, diğer sanatçıların sergilerindeyse sadece yüksek tabakadan, sosyeteden insanlara yer var. Yani sanat halkın malı olmamış, zengin kesimin sahip olduğu bir şey haline gelmiş. Zengin kesimin katıldığı bir sergide yoksul halktan biri gelse onu nasıl kovacaklarını düşünürler. Benim sergime halktan herkesin gelmesini istiyorum. 31 sene halka açık galeri yürüttüm. Talebelerime de halkın içinde çalışmayı öğrettim. nasıl tepki görürüm korkusunu yenmelerini öğrettim. Milletin içinde çalışınca korkularını yenmiş oluyorlar. Sanatla hiç ilgisi olmadığı halde benimle tanıştıktan sonra resme başlamak isteyen insanlar da oldu. Yabancı insanlar bile benim manyetik alanıma girdikten sonra evlerine döndüklerinde resme başlamak istediklerini söylüyorlar. Manyetik alanıma o kadar kapıldılar ki 3 tanesi Müslüman oldu, sünnet düğünlerini ben yaptım. Annem hiç resim yapmamış olduğu halde, “Beni nasıl resme yönelteceksin ki! “dedikten sonra, “Seni doğuran benim, ben yapamayacaksam sen nasıl yapıyorsun ki, ver bakalım boyaları!” dedi. O andan itibaren resim yapmaya başladı. Bir adam geldi, annemin resimlerini almak istedi. O ana kadar nasıl resimler yaptığına hiç bakamamıştım. Bir baktım ki annem döktürmüş, her taraf resim. Adam annemin 27 tane resmini aldı ve anneme bir tomar para verdim. Annem neden daha önce beni resme başlatmadın dedi. Bilseydim dünyayı resimle donatırdım. Bir gün bir telefon geldi ve o gün annem vefat etmişti. Anadolu’da çok kabiliyetli insan var. Ancak bunlar kabiliyetlerini geliştirecek ortam bulamıyorlar. Sanata değer verilmesi için o insanın ölmesini bekliyorlar. Halkımız ölüye değer veriyor. Sanata böyle değer veriyor bu memleket.

DSC08062

3- Bursla Berlin’e gittiğinizde burada olduğu gibi önyargılı tavırlarla karşılaştınız mı?

Yabancılarda böyle bir şey yok. Ben mesela burada ambargo uygulanıp sergi açamadığımda sergi defterime yazdılar, “Biz ilk defa resim yapan Türk görüyoruz” diye. İşte o zaman yabancılar resimlerimi kapıştılar. Ürettiğim ürünlerin çoğunu yurtdışına sattım.

4- Geri döndüğünüzde Sümerbank’ta Desen çalışmaları yaptınız, bu bir tercih miydi yoksa zorunluluk mu?

Tekstil obje atölyesi için gitmiştim. Sümerbank’a gidişimin sebebi belki tasarılarımı devlet desteğiyle gerçekleştirebilirim düşüncesiydi. Aksine böyle bir düşünce yok, sadece geleneksel bir çalışma yürütülebiliyor. Sanat eskiden böyleydi, şimdi böyle, gelecekte de böyle olacak düşüncesi var. Geleneksel sanatta yenilikçi bir sanat anlayışı yok. Bu anlayış yüzünden sanata ara verip halı desenleri çizmek zorunda kaldım.

IMG_5469

5- Sümerbank’ta yaptığınız çalışmalar ressam kimliğinizi etkiledi mi?

Resim çalışmalarımı etkiledi sadece, halı deseni ürettim. Böylece resim çalışmalarım ihmal edilmiş oldu. Yurtdışında halı desenlerine ayırdığım zamanı resim sanatı üzerine geçirmiş olsaydım yaptığım çalışmaları vagonlar taşıyamazdı. Ama çok zaman harcadım ve emeklerim boşa gitti diyebilirim.

6- 12 Eylül darbesinin mağdurlarından birisi de sizsiniz. Türk entelijansiyasının sivil siyaset ve darbecilerle ilişkileri üzerine ne söylersiniz?

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde darbe hiç bitmemiştir. Biz İstiklal Savaşımızı ilan ettik, Atatürk vardı ama kalleşler bizim yakamızı bırakmadılar. Türkiye’de yapılan inkılapların çoğu İngilizlerin arzularına göre düzenlenmiştir. Ondan sonra Adnan Menderes Amerikalılar tarafından idam ettirildi. Ben o darbeyi yaşadım. Adnan Menderes hakkında birçok kampanyalar iftiralar düzenlendi. Kendini sahte peygamber ilan etti gibi, bir sürü haber duyuldu. Köylere altı yerden haber gelirdi zaten. Bir radyonun başına bir sürü kişi üşüşürdü. Radyo’da İnönü’nün sesi duyulurdu. Ama ne olduğuna anlam veremiyorduk. Amerikalılar idam ettirdi. Sonra Nato’ya girdik. Kore’de sivillere karşı savaştık. Amerikalılar bizi cephede yalnız bıraktılar. Koreliler ya gazi ya da şehit oldu. Orada gazilerimiz var. Amerikalıların aşkına böyle oldu. Amerikalılar süt tozunu getirdiler. Bu süt tozunun içinde ne olduğu bilinmiyor. Bizim çocuklarımız gerizekalı ya da milli duygularından yoksun olsun diye bizim çocuklarımıza bunları içirdiler. Süt tozu tenekelerinin üzerinde el sıkışma resmi vardı… İlkokulda kitapların birinci sayfasında at at tut yazıyordu biz de atıp tuttuk. Yat uyu yazıyordu yatıp uyuduk. Kitabın başında okuma kitabı yazıyordu oku değil okuma diyordu kitap. Bunların hepsi birer telkindi. Öğretmen dediler yani öğretmeyin. Aydınlatma, kalkındırma, sulama, üretme gibi telkinlerle biz geri kaldık. O dönemde maymundan geldiğine inanan darvinci bir politika hakim oldu. Talebeler Amerikan kahramanlarının olduğu kitapları okuyordu ve ders çalışmıyordu. Şimdi Allah’a şükür böyle bir hastalık yok ama varsa da teşhisini koymak lazım. Anlıyorum ki, o kitapları bize Amerikalılar okutturuyorlardı ve bizde Amerikan hayranlığı uyandırıyorlardı. O dönemde okutan çok az insan vardı ve okuyan da Tomris Texas okuyordu Amerikan hayranlarıydı. O günlerde Amerikan donanması İstanbul Boğazı’na demirledi. Hititlerden bize kalan birçok buğday tohumu varken Amerika bize GDO’lu tohumları sattı. Ekmek yemeyin deniyor. Neden? Çünkü tohumlarımız GDO’lu. Bütün bunlar batı hayranlığından oldu. Ben o yüzden diyorum ki, sanatkarlar kendilerine ait bir tarz oluşturmalı. Ekmek zamanında kutsaldı, öpüp başımıza koyardık. Ondan sonra darbeler oldu. Bütün darbeleri yaşadım ben.

DSC08036

7- Çalışmalarınızda yerli öğelerin yoğun olarak kullanıldığını görüyoruz. Tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben kendi kültürümüzden çalışmalar yaparak yol alıyorum senelerden beri. Akademideyken Topkapı Sarayı’ndan, Minyatür Müzesi’nden bir çalışma yapmak yasaktı. Akademide ancak Arkeoloji Müzesi’nden bir çalışma yapabiliyordunuz. Yunan mitolojisi ve felsefesi ile talebeler besleniyor ve bu alanda çalışmalar yapabiliyordunuz. Mezun olan talebeler yunan tarzı kafasıyla mezun oluyor; liselere, ilkokullara ders veriyordu. Sonra o kültüre hayran bir nesil yetişiyordu, yetiştiler bile. Yunan hayranı olmayan ilerici sayılmıyordu. Hala da öyle, batı hayranlığı devam ediyor. Avrupa Birliği’ne girmek için can atıyoruz. Yıpranıyor, parçalanıyoruz; ama gerek yok. Almanya’yı dost biliyoruz. Ama ben biliyorum Almanya’nın ne kadar ırkçı, faşist, Türk düşmanı olduğunu. Alman kitaplarında Ortaçağ’da şöyle yazıyormuş, “Ey Allah’ım. Bizi Türklerden, şeytandan, kuyruklu yıldızın şerrinden koru.” Demek ki Ortaçağ’da Almanlarda bir Türk düşmanlığı yatıyor. Bir devlet olarak biz bunun neden farkına varmıyoruz? Biz hala Almanya’ya dost oluyoruz. Amerika’ya müttefik oluyoruz. Bize karşı kullanılacak İncirli Üssü’nü kendi topraklarımızda koruyoruz. Ders alınsaydı tarih tekerrürden ibaret olmazdı. Demek ki ders alamıyoruz. Ders alamadığımız için tarih devamlı tekerrür ediyor. Ama bu milletin bunu anlaması lazım.

8- Çağdaş Türk resminin yerli bir dili olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa diğer sanat dallarında olduğu gibi bir öykünme ve taklit mi söz konusu?

Kesinlikle öykünme ve taklit söz konusudur. Daha Türk resminin felsefesi oluşmamıştır. Her sanatın, her akımın, her inancın bir felsefesi olur. Bizim Türk sanatımızın şimdiye kadar ne bir akımı, ne de bir felsefesi olmamış. Sanatımız, Avrupa’da yapılanların 80 sene sonrasında uygulanan ürünleri olmuş.

9- Genç ressamlara nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?

Bir kitabım çıkacak yakında. Bu sorunun cevabı bir kitapta açıklanabilecek kadar uzun. O kitaptaki tavsiyelerimi başından sonuna kadar okusunlar.

Haber: Aslı Nur Yıldırım

Fotoğraf: Muhammet Fatih Dur

About The Author

Number of Entries : 64

Leave a Comment

Marmara Medya Merkezi; AA, İHA ve Reuters ile haber paylaşımı konusunda işbirliği içerisindedir. Yayınlanan haber ve görseller izinsiz kullanılamaz.

Scroll to top